Yasin-i Şerif
Kur'an-ı Kerim'in 36. Suresi
83 Ayet • Mekki Sure • بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
يٰسٓ
Yâ, Sîn.
وَالْقُرْاٰنِ الْحَك۪يمِۙ
Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki,
اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۙ
Sen elbette gönderilen peygamberlerdensin.
عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۜ
Dosdoğru bir yol üzerindesin.
تَنْز۪يلَ الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ
(Bu Kur'an) mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah'ın indirmesidir.
لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اُنْذِرَ اٰبَٓاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ
Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde olan bir toplumu uyarman için (gönderildin).
لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلٰٓى اَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Andolsun, onların çoğu üzerine söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.
اِنَّا جَعَلْنَا ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ اَغْلَالًا فَهِيَ اِلَى الْاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ
Biz onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanan demir halkalar geçirdik. Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır.
وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
Önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik ve gözlerini perdeledik. Artık göremezler.
وَسَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir; iman etmezler.
اِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَيْبِۜ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَاَجْرٍ كَر۪يمٍ
Sen ancak Kur'an'a uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele.
اِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتٰى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَاٰثَارَهُمْۜ وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ ف۪ٓي اِمَامٍ مُب۪ينٍ۟
Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserleri yazarız. Zaten biz her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) sayıp yazmışızdır.
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۘ اِذْ جَٓاءَهَا الْمُرْسَلُونَۚ
Onlara o şehir halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.
اِذْ اَرْسَلْنَٓا اِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُٓوا اِنَّٓا اِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ
Onlara iki elçi göndermiştik, onları yalanladılar. Biz de üçüncü biriyle destekledik. 'Biz size gönderilmiş elçileriz' dediler.
قَالُوا مَٓا اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۙ وَمَٓا اَنْزَلَ الرَّحْمٰنُ مِنْ شَيْءٍۙ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَكْذِبُونَ
(O şehrin halkı) dediler ki: 'Siz de ancak bizim gibi insanlarsınız. Rahman hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.'
قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ اِنَّٓا اِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَۖ
(Elçiler) dediler ki: 'Rabbimiz biliyor, biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.'
وَمَا عَلَيْنَٓا اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ
'Bize düşen ancak apaçık tebliğdir.'
قَالُٓوا اِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ
(Halk) dedi ki: 'Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu davadan) vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizden size elem dolu bir azap dokunur.'
قَالُوا طَٓائِرُكُمْ مَعَكُمْۜ اَئِنْ ذُكِّرْتُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ
(Elçiler) dediler ki: 'Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.'
وَجَٓاءَ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ رَجُلٌ يَسْعٰى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَۙ
Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. 'Ey kavmim! Elçilere uyun!' dedi.
اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْـَٔلُكُمْ اَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ
'Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar doğru yoldadırlar.'
وَمَا لِيَ لَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
'Ben, beni yaratana neden kulluk etmeyeyim? Halbuki siz O'na döndürüleceksiniz.'
ءَاَتَّخِذُ مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةً اِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمٰنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنّ۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا يُنْقِذُونِۚ
'O'nu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahman bana bir zarar vermek isterse, onların şefaati bana hiçbir fayda vermez ve beni kurtaramazlar.'
اِنّ۪ٓي اِذًا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ
'O takdirde ben apaçık bir sapıklık içinde olurum.'
اِنّ۪ٓي اٰمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِۜ
'Şüphesiz ben Rabbinize iman ettim, beni dinleyin!'
ق۪يلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَۜ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْم۪ي يَعْلَمُونَۙ
(Ona) 'Cennete gir!' denildi. 'Keşke kavmim bilseydi!' dedi.
بِمَا غَفَرَ ل۪ي رَبّ۪ي وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُكْرَم۪ينَ
'Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını (bilselerdi)!'
وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى قَوْمِه۪ مِنْ بَعْدِه۪ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِل۪ينَ
Ondan sonra kavminin üzerine gökten herhangi bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ خَامِدُونَ
(Onların cezası) yalnızca korkunç bir sesten ibaret oldu. Bir anda sönüp gittiler.
يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِۜ مَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ
Yazıklar olsun o kullara! Kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ اَنَّهُمْ اِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ
Görmediler mi ki, onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlar artık bunlara dönmezler.
وَاِنْ كُلٌّ لَمَّا جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ۟
Hepsi mutlaka toplanıp huzurumuza getirileceklerdir.
وَاٰيَةٌ لَهُمُ الْاَرْضُ الْمَيْتَةُۖ اَحْيَيْنَاهَا وَاَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ
Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da ondan yerler.
وَجَعَلْنَا ف۪يهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا ف۪يهَا مِنَ الْعُيُونِۙ
Orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler meydana getirdik ve içlerinde pınarlar fışkırttık.
لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِه۪ۙ وَمَا عَمِلَتْهُ اَيْد۪يهِمْۜ اَفَلَا يَشْكُرُونَ
Bunların meyvesinden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye. Hâlâ şükretmezler mi?
سُبْحَانَ الَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ وَمِنْ اَنْفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ
Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve bilmediklerinden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir!
وَاٰيَةٌ لَهُمُ الَّيْلُۖ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَاِذَا هُمْ مُظْلِمُونَۙ
Gece de onlar için bir delildir. Ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa girmişler.
وَالشَّمْسُ تَجْر۪ي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَاۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ
Güneş de (bir delildir). O, kendisi için belirlenen yörüngede akıp gitmektedir. Bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir.
وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتّٰى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَد۪يمِ
Ay'a gelince, biz onun için de menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma dalı gibi (hilal) olur da döner.
لَا الشَّمْسُ يَنْبَغ۪ي لَهَٓا اَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا الَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِۜ وَكُلٌّ ف۪ي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
وَاٰيَةٌ لَهُمْ اَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ
Onlar için bir delil de, nesillerini dolu gemilerde taşımamızdır.
وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِه۪ مَا يَرْكَبُونَ
Onlar için gemiler gibi binecekleri şeyler de yarattık.
وَاِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَر۪يخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنْقَذُونَۙ
Eğer dilesek onları boğarız. O zaman ne onların imdadına koşan olur, ne de kurtarılırlar.
اِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا اِلٰى ح۪ينٍ
Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar dünyadan faydalandırma olarak (kurtarılırlar).
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ اَيْد۪يكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Onlara 'Önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakının ki merhamet olunasınız' denildiğinde (yüz çevirirler).
وَمَا تَأْت۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَ
Rablerinin ayetlerinden kendilerine gelen hiçbir ayet yoktur ki ondan yüz çevirmesinler.
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ اَطْعَمَهُٓۜ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ
Onlara 'Allah'ın size verdiği rızıktan (O'nun yolunda) harcayın' denildiğinde, inkâr edenler iman edenlere dediler ki: 'Allah'ın dilese doyuracağı kimseyi biz mi doyuralım? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz.'
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
'Eğer doğru söylüyorsanız, bu (kıyamet) vaadi ne zaman?' diyorlar.
مَا يَنْظُرُونَ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ
Onlar birbirleriyle çekişirlerken, kendilerini yakalayacak olan korkunç bir sesten başka bir şey beklemiyorlar.
فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ تَوْصِيَةً وَلَٓا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ۟
Artık ne bir vasiyette bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَاِذَا هُمْ مِنَ الْاَجْدَاثِ اِلٰى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ
Sûr'a üfürülecek, bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden Rablerine koşuyorlar.
قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَاۜ هٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ
Dediler ki: 'Eyvah bize! Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın vadettiği budur. Peygamberler doğru söylemiş!'
اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَم۪يعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ
(Bu) yalnızca korkunç bir sesten ibaret olacaktır. Bir de bakarsın hepsi toplanıp huzurumuza getirilmişler.
فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Bugün hiç kimseye haksızlık edilmez. Siz ancak yaptıklarınızın karşılığını alacaksınız.
اِنَّ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ ف۪ي شُغُلٍ فَاكِهُونَۚ
Bugün cennetlikler nimetler içinde eğlenmektedirler.
هُمْ وَاَزْوَاجُهُمْ ف۪ي ظِلَالٍ عَلَى الْاَرَٓائِكِ مُتَّكِـُٔونَۚ
Onlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır.
لَهُمْ ف۪يهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَۚ
Orada onlar için meyveler vardır. Her istedikleri onlarındır.
سَلَامٌۜ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ
Çok merhametli Rabbin sözü olarak onlara 'Selam!' (denilir).
وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ
'Ey günahkârlar! Bugün siz ayrılın!' (denilir).
اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ
'Ey Âdemoğulları! Ben size şeytana kulluk etmeyin, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır diye emretmedim mi?'
وَاَنِ اعْبُدُون۪يۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ
'Ve bana kulluk edin, işte doğru yol budur' (demedim mi?)
وَلَقَدْ اَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَث۪يرًاۜ اَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ
Andolsun o sizden birçok nesli saptırdı. Hiç aklınızı kullanmıyor muydunuz?
هٰذِه۪ جَهَنَّمُ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ
İşte size vaadedilen cehennem budur!
اِصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
İnkâr etmenize karşılık bugün oraya girin!
اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰٓى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَٓا اَيْد۪يهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Bugün onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder.
وَلَوْ نَشَٓاءُ لَطَمَسْنَا عَلٰٓى اَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَاَنّٰى يُبْصِرُونَ
Eğer dileseydik gözlerini silerdik de yola koşarlardı. Ama nasıl görecekler?
وَلَوْ نَشَٓاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلٰى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ
Eğer dileseydik oldukları yerde onların şekillerini değiştirirdik de ne ileri gidebilirler ne de geri dönebilirlerdi.
وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِۜ اَفَلَا يَعْقِلُونَ
Kimin ömrünü uzatırsak, onu yaratılışça tersine çeviririz. Hâlâ akıllarını kullanmazlar mı?
وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغ۪ي لَهُۜ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْاٰنٌ مُب۪ينٌۙ
Biz ona (Peygambere) şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da. O (Kur'an) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.
لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِر۪ينَ
Diri olanları uyarmak ve kâfirlerin üzerine sözün (azabın) hak olması için (indirilmiştir).
اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَيْد۪ينَٓا اَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ
Görmediler mi ki biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlara sahip oluyorlar.
وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ
Biz onları (hayvanları) kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler.
وَلَهُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُۜ اَفَلَا يَشْكُرُونَ
Onlarda kendileri için daha birçok fayda ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmezler mi?
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَ
Allah'ı bırakıp kendilerine yardım edilir ümidiyle ilahlar edindiler.
لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ
(İlahlar) onlara yardım edemezler. Halbuki kendileri o (ilah)lar için (cehenneme) sevk edilen bir ordudurlar.
فَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْۜ اِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
Onların sözleri seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.
اَوَلَمْ يَرَ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ
İnsan görmedi mi ki, biz onu bir nutfeden (spermadan) yarattık. Bir de bakıyorsun ki, apaçık bir hasım kesilmiş!
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُۜ قَالَ مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ وَهِيَ رَم۪يمٌ
Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek verdi. Dedi ki: 'Çürümüşken kemikleri kim diriltecek?'
قُلْ يُحْي۪يهَا الَّذ۪ٓي اَنْشَاَهَٓا اَوَّلَ مَرَّةٍۜ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَل۪يمٌۙ
De ki: 'Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratılmışı hakkıyla bilendir.'
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا فَاِذَٓا اَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ
'O, yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkarandır. Bir de bakarsınız ki ondan (ateş) yakıyorsunuz.'
اَوَلَيْسَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْۜ بَلٰى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَل۪يمُ
Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Elbette kadirdir! O, hakkıyla yaratan, hakkıyla bilendir.
اِنَّمَٓا اَمْرُهُٓ اِذَٓا اَرَادَ شَيْـًٔا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Bir şeyi dilediğinde, O'nun emri o şeye ancak 'Ol!' demektir. O da hemen oluverir.
فَسُبْحَانَ الَّذ۪ي بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Her şeyin hükümranlığı (mülkü) elinde olan Allah'ın şanı ne yücedir! Siz yalnız O'na döndürüleceksiniz.
Yasin-i Şerif'i Dinleyin
Profesyonel hafızlar tarafından okunan Yasin-i Şerif'i dinleyebilirsiniz
Yasin Suresi Hakkında
Yasin Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 36. suresidir ve Mekke döneminde indirilmiştir. 83 ayetten oluşan bu mübarek sure, Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından "Kur'an'ın kalbi" olarak nitelendirilmiştir. Adını ilk ayetindeki "Yâ-Sîn" harflerinden almaktadır.
Yasin Suresi, İslam geleneğinde özellikle vefat edenlerin ruhuna okunması ile bilinir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Ölülerinize Yasin okuyunuz" buyurmuştur. Bu nedenle cenaze namazlarında ve kabir ziyaretlerinde sıklıkla okunur.
Sure; Allah'ın birliği (tevhid), peygamberlik (nübüvvet), ahiret inancı, öldükten sonra dirilme (haşr) ve Allah'ın kudretinin delilleri gibi temel İslami konuları ele almaktadır.